Mülkün Gerçek Sahibine “Güzel Bir Borç” Vermek

Kur’an-ı Kerim’in inşa ettiği mümin tasavvurunda, hayatın merkezi “ben” değil, “biz”dir. Bu “biz” bilincinin en somut tezahürü ise İnfak’tır. Kelime kökü itibarıyla “tünelin bir ucundan girip diğer ucundan çıkmak” veya “bitirmek, harcamak” manalarına gelen infak; dini terminolojide, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak amacıyla kişinin servetinden harcaması demektir. Kur’an, mülkün mutlak sahibinin Allah olduğunu ve insanın sadece bir “emanetçi” olduğunu hatırlatır. Dolayısıyla infak, aslında emanetçinin, emaneti asıl sahibinin rızası doğrultusunda kullanmasından ibarettir. Bu, malı eksiltmez; aksine manevi bir bereketle çoğaltır.

Bakara Suresi 261. ayette Yüce Rabbimiz, infakı muazzam bir ticari benzetmeyle anlatır: “Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, her başağında yüz tane olmak üzere yedi başak veren bir daneye benzer. Allah dilediğine kat kat verir.” Dünyadaki hiçbir yatırım aracı, bire yedi yüz veren bir kar marjı vaat edemez. Bu ilahi matematik, infakın sadece ahirette değil, dünyada da malı bereketlendirdiğinin, risk içermeyen tek yatırım olduğunun müjdesidir.

Sevdiğiniz Şeylerden Harcamadıkça…

İnfakın bir ahlakı, bir adabı vardır. Rastgele bir verme eylemi, Kur’an’ın istediği “birr” (iyilik) mertebesine ulaşmak için yeterli değildir. Al-i İmran Suresi 92. ayet, bu konuda çıtayı belirler: “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe (birr’e) asla eremezsiniz.” Eskimiş kıyafetleri, bozulmaya yüz tutmuş yiyecekleri veya gözden çıkardığımız eşyaları vermek bir nevi temizliktir; ancak gerçek infak, kişinin kalbinin bağlandığı, değerli gördüğü şeyden vazgeçebilmesidir. Çünkü Allah, fedakarlığa bakar.

Bu ahlakın bir diğer boyutu da “başa kakmamak” ve “incitmemektir”. Bakara Suresi 264. ayette, “Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde malını gösteriş için harcayan kimse gibi, başa kakmak ve incitmek suretiyle, yaptığınız hayırlarınızı boşa çıkarmayın” uyarısı yapılır. Veren elin alan elden üstün olduğu algısı, Kur’ani bir bakış değildir. Bilakis veren, alan kişiye minnettar olmalıdır; zira o yoksul, verenin cennetine ve malının temizlenmesine vesile olmuştur. Gönül kırmak, sadakanın sevabını sıfırlar.

Gizli ve Açık Vermenin Dengesi

İnfakın gizli mi yoksa açık mı yapılması gerektiği hususu da Kur’an’da ince bir dengeyle ele alınmıştır. “Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel! Fakat onları gizleyerek fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır” (Bakara, 271). Açıktan vermek, toplumu teşvik etmek ve iyiliğin yayılmasını sağlamak adına (riya olmamak kaydıyla) güzeldir. Ancak gizli vermek, hem alan kişinin onurunu korur hem de verenin ihlasını muhafaza eder. Sağ elin verdiğini sol elin görmediği o hassas çizgi, infak ahlakının zirvesidir.

İnfak sadece zenginlere has bir ibadet değildir. Kur’an, “Onlar bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar” (Al-i İmran, 134) buyurarak, varlıklı olmayanların da paylaşabileceği bir şeyler olduğunu hatırlatır. Yarım hurma ile de olsa ateşten korunmayı tavsiye eden Peygamberimiz (s.a.v.), infakın miktar değil, yürek işi olduğunu öğretmiştir. Bir tebessüm, bir güzel söz veya ilmini paylaşmak da manevi infak kapsamındadır.

Toplumsal Barışın Teminatı

Şeytan insanı “fakirleşirsin” diyerek korkutur ve cimriliği emreder (Bakara, 268). Oysa infak, toplumdaki haset, kıskançlık ve düşmanlık duygularını tedavi eden en etkili ilaçtır. Zengin ile fakir arasındaki uçurumun açıldığı toplumlarda huzur kalmaz. İnfak köprüsü, bu iki sınıfı birbirine bağlar; fakirin kalbindeki kini sevgiye, zenginin kalbindeki kibri merhamete dönüştürür. Darül-Fünun Vakfı olarak yürüttüğümüz çalışmaların temelinde de bu “sosyal onarım” gayesi yatmaktadır.

İnfak edilecek malın “helal ve temiz” olması da kabul şartlarından biridir. Haram yoldan kazanılan parayla yapılan hayır, temeli çürük bir binaya benzer. Allah Tayyib’dir (temizdir), ancak temiz olanı kabul eder. Dolayısıyla mümin, infak etmeden önce kazancını sorgulamalı, şüpheli şeylerden arındırmalıdır. Bu hassasiyet, ticaret ahlakını da düzelten bir otokontrol mekanizmasıdır.

İnfak: Ruhun Özgürleşmesi

Son tahlilde infak, kişinin mala olan tutkusunu yenerek ruhunu özgürleştirmesidir. Mala sahip olmak meşrudur, ancak malın kişiye sahip olması hastalıktır. İnfak eden kişi, “Bu mal benim değil, Rabbimin bana verdiği bir imtihan vesilesidir” diyerek maddeye hükmeder. Vermek, eksilmek gibi görünse de, ruhsal dünyamızda bizi çoğaltan, genişleten ve huzura kavuşturan bir eylemdir.

Siz de bu bereket halkasına dahil olmak, sevdiğiniz şeylerden infak ederek “birr” kapısını aralamak isterseniz, Darül-Fünun Vakfı güvenilir bir köprüdür. Gelin, emanetiniz olan malı, gerçek ihtiyaç sahiplerine ulaştırarak ebedi bir yatırıma dönüştürelim. Unutmayın; kefenin cebi yoktur ama gönderdiğiniz iyiliklerin ulaşacağı bir adres, yani ahiret yurdu vardır.

Paylaş.
Yorum Yapın

Exit mobile version